Mikrofon nedir? Nasıl çalışır? Başlıca türleri?

Mikrofon ses dalgalarını elektrik sinyaline dönüştüren bir cihazdır. Bu dönüştürme esnasında bir çok farklı metod kullanılır ve her bir metodun dönüşümün sonucu üzerinde kendisine özel bir takım etkileri olur. Bunların beğenilirliği veya beğenilmezliği mikrofonu kullanana kişiye, kayıdı yapılan enstrumana, çalan/söyleyen müzisyene ve müziğin türüne göre değişir. Hatta şarkıdan şarkıya değişir. Dolayısı ile amaca uygun mikrofon seçimi çok önemlidir, bu seçimde de bilgi ve deneyimin önemi çok büyüktür.

Müzik kayıtlarında yaygın olarak kullanılan mikrofon tipleri

a) diyafram yapılarına göre dinamik, kapasitif (condenser), ribbon, piezo, lavalier

b) içlerindeki sinyal işleyici elektronik devrelerine göre FET'li, transformatörlü, lambalı (valve)

c) ses alış hassasiyet diyagramlarına göre omnidirectional (heryönlü), unidirectional (tek yönlü), cardioid (kalp şeklinde), supercardioid, hypercardioid, bidirectional/figure 8 (iki yönlü/sekiz şeklinde) gibi farklı isimler alırlar.


Ev stüdyosu sahiplerinin bütçelerine uygun mikrofonlar genelde iki diyafram tipinde üretilirler: Kapasitif (Condenser/Kondansatör) ve Dinamik (Bobinli).


Dinamik mikrofonda bir mıknatıs etrafına sarılı bir bobine yapışık bir membran vardır. Membran üzerine çarpan ses dalgalarının titreşimi ile bobini mıknatıs etrafında hareket ettirir, bu da bobinin uçlarına minik bir elektrik sinyali olarak yansır.

Dinamik mikrofonlar yapıları itibarıyle şoka dayanıklı olduklarından canlı performanslarda sahnede tercih edilirler. Ancak ses frekans karakteristikleri homojen değildir, yani ses kaynağı membrandan uzaklaştıkça s
esin içindeki bas frekans bileşenlerine dinamik mikrofonun duyarlılığı azalır, dolayısı ile çıkışlarındaki sinyalin sesin orijinal karakterine olan yakınlığı membranın ses kaynağına ne kadar yakın olduğuyla alakalıdır. (O yüzden şarkıcılar sahnede söylerken mikrofonu neredeyse öperler, zira ağız mikrofondan uzaklaştıkça hoparlöre yansıyan sesin bas bileşenleri yokolur, ses incelir, tıntınlaşır.)

Bu karakteristiğin faydaları da vardır, ideal mesafenin dışındaki frekanslara sağır olduklarından geribeslemeye isteks
iz olurlar, bu sebeple özellikle sahne performanslarında tonlamada ses ayırımına yardımcı olurlar.


Kapasitif (Condenser) mikrofonda aralarında bir dielektrik levha bulunan biri sabit diğeri hareketli iki iletken levha vardır, bu üç eleman bir kondansatör oluştururlar. Ses dalgalarının çarpmasıyla hareket eden hareketli levha bu kondansatörün kapasitesinin değişmesine sebep olur. Eğer bu kondansatörün uçları arasına bir voltaj uygulanırsa bu voltajın akımında kapasite değişmeleri doğrultusunda dalgalanmalar olacağından bu bilgi değerlendirilerek titreşimler ses sinyaline çevirilir. Yapısından anlaşılacağı gibi Condenser mikrofonlar harici bir çalışma voltajı olmadan sesi elektrik sinyaline çeviremezler. Bu voltaja Phantom Power (Gizli Güç) de
nir, endüstri standardı +48 Volttur ancak daha farklı voltajlarla çalışan modeller de vardır (mesela dış mekân çekimlerinde kullanılmak üzere tasarlandıkları için bir ya da iki kalem pil ile çalışan modeller gibi). Bu voltaj profesyonel kayıt sistemlerinde mikrofonun bağlandığı mikrofon preamplisinden sağlanır.

Kapasitif mikrofonlar dinamik mikrofonların aksine frekans karakteristiği olarak mesafeye bağlı değişimler göstermezler. Yani,
ses kaynağı kondansatör mikrofonun membranından uzaklaştığında mikrofonda frekans aralığının herhangi bir kısmına karşı bir sağırlık oluşmaz, sadece ses sinyalinin genel seviyesi düşer. Dolayısı ile bu özellikleri Condenser mikrofonları stüdyo ortamında vazgeçilmez kılar.

Ancak Condenser mikrofonlar çok naziktir, sarsıntıya ve rutubete gelemezler, ayrıca imalatlarındaki teferruat sebebiyle maliyetleri dinamiklerle karşılaştırılamayacak kadar yüksektir (ses kalitesi/fiyat ora
nlamasında), bunların yanı sıra ses alış karakteristiklerindeki aşırı duyarlılık dolayısı ile canlı sahne performanslarında belli bazı durumlar dışında ender olarak kullanılırlar.

Mikrofonların alış diyagramlarına göre sınıflandırılmaları da şöyle oluşur:

(Merak edenler için Cardioid "kalp şeklinde" demektir, mikrofonun diyafram etrafındaki ses alış paternini simgeler (hani "Kardiyografi"den aklınıza gelsin, hani hastanelerde kalp hastalarının gittiği servis). Cardioid paternli mikrofon diyaframın önünde kalp şeklindeki bir alandan gelen sesleri alır, diğer kısımlara sağırdır.)


Omnidirectional (heryönlü/küresel)
Her taraftan gelen sesi eşit hassasiyette alır.

Half-omnidirectional/hemispherical (yarı heryönlü/yarıküresel)
180 derece açıda her yönden eşit hassasiyette alır (PZM mikrofon paterni)

Heryönlü mikrofonların genel özellikleri:

• Genel amaçlı mikrofonlardır.
• Oda reverberasyonunu yakalamak için idealdir.
• Yakın mikrofonlama yapılmadığı takdirde izölasyonu yoktur.
• Seste nefes patlamalarına duyarlığı düşüktür.
• "Proximity effect" denen yakınlaşmada bas etkisi yoktur.
• Kondenser tip mikrofonlarda çok derin bir bas frekans cevabı vardır, körüklü org, grup/senfoni bas davulu kayıtlarında idealdir.
• Maliyeti düşüktür.


Bu aşağıdaki paternlerin hepsi Unidirectional (Tek Yönlü) olarak adlandırılırlar. Tekyönlü mikrofonların genel özellikleri:

Unidirectional (cardioid, supercardioid, hypercardioid, hemispherical, half-cardioid, half-supercardioid)

• Seçici alış.
• Oda akustiğini, arkaplan gürültülerini ve civar ses kaynaklarından gelecek sızıntıları reddederler
• İyi izölasyon - kanal kayıtlarında iyi ayırım sağlarlar
• Yakın mikrofonlamada bas frekanslarında yüklenme yaparlar (proximity efekt) - Tutamağında delik bulunan modeller dışında
• Seslendirme sistemlerinde geribeslemeye girmeden ulaşabildikleri maksimum kazanç yüksektir
• Çakışan (90 derece) veya neredeyse çakışan mikrofonlama için idealdirler.
• Mikrofonun önündeki ses kaynakları için geniş bir ses alış alanı
• Mikrofona arkadan gelen sesler için ideal sağırlık

Cardioid (Kalp şekilli)
Sadece önden gelen sesleri alır, arkadan gelenleri reddeder.

Supercardioid (süper kalp şekilli)
Cardiodid'den daha dar bir ön alış alanı vardır ancak tam arkada da dar bir alandan gelen sesleri alır, arkada iki ölü noktası vardır. Ana ses kaynağı ile beraber mekandan yansıyan ambiyansı da hafifçe almak için idealdir.

• Ön yarıküre ile arka yarıküre alışı arasında maksimum fark (sahne mikrofonlaması için idealdir)
• Cardioid'den daha fazla izölasyon
• Cardioid'den daha az mekân yankısı (reverb) alışı

Hypercardioid (hiper kalp şekilli)
Supercardiodid'den daha dar bir ön alış alanı vardır ancak arkadan gelen sesleri alış alanı daha geniştir, arkada iki ölü noktası vardır.

• Tek yönlü mikrofonlar arasında en fazla yan ses reddi.
• Maksimum izölasyon - maksimum reverb/sızıntı/geribesleme/arkaplan gürültü reddi.

Half-unidirectional (Yarı tekyönlü)

Bidirectional/Cosine/Figure of 8 (çift yönlü/kosinüs veya 8 şeklinde mikrofon da denir)
Önden ve arkadan gelen sesleri alır, yanları reddeder.

• Önden ve arkadan gelen sesleri alır, yandan gelenleri reddeder (karşılıklı röportaj veya karşılıklı vokal gruplarının kayıtlarında idealdir)
• Overhead (başüstü) olarak yerleştirildiğinde orkestra bölümlerinde maksimum izölasyon sağlar
• Blumlein stereo mikrofonlama için idealdir (iki çiftyönlü mikrofon birbirini 90 derece kesecek şekilde yerleştirilir, biri sağ diğeri sol kanal, manyak bir stereo kayıt verir)

Diyafram boyutunun etkileri

Diyafram büyüdükçe

* İç gürültü (Self Noise) azalır
* Frekans Aralığı (Frequency range) daralır
* Taşıyabileceği Ses Şiddeti Seviyesi (SPL Handling) değeri azalır
* Dinamik aralığı (Dynamic range) azalır
* Hassasiyeti (Sensitivity) artar

Transformerli ve transformersiz mikrofonların karşılaştırması
(Transformerli/Transformersiz)

* Hassasiyet (Sensitivity): Düşük / Yüksek
* Gürültüye bağışıklık (Noise immunity): Yüksek/Düşük
* Kablo sürebilme kapasitesi (Cable drive capacity): Uzun/Kısa
* Alt frekans taşıyabilme (Low frequency handling): Daha Az Hassas/İyi







Yorum Yaz